Viyana’da yaşamak ve Viyana’yı tanımak

Kendisinden ilk defa sanal alemde Viyana’da yaşamak üzerine yapmış olduğum araştırmalar bünyesinde blogu vasıtasıyla haberdar olduğum ve Viyana hakkındaki engin bilgisine saygı duyduğum Ali Çiçek ile bu güzel şehir ve onu daha iyi tanımak için neler yapabiliriz konulu bir söyleşi yaptık.

Söyleşi: Viyana’da yaşamak

Viyana'da yaşamak

Viyana’da yaşamak ve Viyana’yı tanımak – Ali Çiçek ile söyleşi. Haziran 2017.

Ali Çiçek kimdir?

1983 yılında İstanbul/Kadıköy’de doğdu. Lise eğitimini tamamladıktan sonra K.K.T.C.’nin Magusa şehrinde bulunan Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği alanında eğitimine başladı. Bu üniversitede bir sene eğitim gördükten sonra 2004 senesinde Viyana Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’ne geçiş yaptı. İlgi alanlarının farklılaşmasıyla Viyana Üniversitesi Siyasal Bilgiler Bölümü’nde tahsil gördü ve buradan mezun oldu. İki çocuk babası olan Ali Çiçek halen Viyana’da yaşamakta ve üniversite öğrencileriyle ilgilenerek akademik çalışmalar yapan bir derneğin başkanlığını yürütmektedir. Bu çalışmalar çerçevesinde Avrupa Tarihi, Türk-Alman İlişkileri gibi alanlarda dersler vermektedir.

 

Viyana’da yaşamak ve Viyana’yı daha iyi tanımak üzerine Ali Çiçek ile söyleşi

 #  Sosyal mecralardaki paylaşımlarınız ve blogunuz vasıtasıyla sizden birçok yeni şey öğrendiğimi itiraf etmeliyim. Bu şehirde yaşayan bir şahıs olarak Viyana’ya ilgi duymanız çok normal ama böylesine derin bir bilginin oluşmasındaki motivasyon kaynağınızı öğrenebilir miyiz?

Viyana’ya geldikten bir süre sonra şu an başkanlığını yürüttüğüm öğrenci derneğinin bünyesinde kurulacak kütüphane için aktif rol alıp almak istemediğim sorulmuştu ve severek kabul etmiştim. Bu görev sayesinde doğal bir süreç içinde tarih, siyaset ve genel kültür üzerine daha yoğun okumaya ve genelde Avrupa, özelde Viyana üzerine daha çok araştırmaya başladım.

2008 senesinin bahar aylarında bir ağabeyim orta öğretim çağındaki gençlerle yapılacak Bosna-Hersek gezisinde rehberlik yapmak üzere teklifte bulunmuştu. Bu geziden sonra her sene Paskalya dönemi Avrupa’nın bir bölgesi ve yaz aylarında da Türkiye’de farklı noktalara düzenlenen gezilerde rehberlik görevini üstlendim.

Bir sene öncesinden gidilecek yerler ve ilgili konu başlıkları üzerine literatür taraması yaparak bu gezilere hazırlanmayı keyifli bir alışkanlık haline getirdim.

Bu süreçte kazandığım alışkanlık ve merakımın da tazyikiyle içinde yaşadığım Viyana üzerine daha çok okumaya başladım. Bir taraftan da şehri geziyordum. Benim için tıpkı İstanbul, Bursa ya da Edirne gibi kendisiyle özel bir bağ kurmaya başladığım bir şehir haline geldi Viyana.


Bu da ilginizi çekebilir

En çok özlediklerim eşliğinde;

İstanbul fotoğrafları


Anlatılması zor tabi, bu hissiyat bilgi ve muhabbetle oluştu. Halen sokaklarda dolaşırken şurada şu oldu, burada bu oldu diye zihnimde tarihi arka plan canlanıyor ve her geçen zaman Viyana’ya daha çok bağlanıyorum.

Daha müşahhas bir örnek vereyim, anlattığım derslerde konuyla ilgili Viyana’dan mutlaka bir örnek bulmaya gayret ettim. Yine aynı şekilde üniversite derslerini ve  yazdığım birçok ödev-makaleyi bu şehre dokunacak şekilde seçmeye çalıştım.

Örneğin seçmeli olarak Kültür ve Siyaset alanının Şehir ve Kültür Politikaları başlığı altındaki bir dersine kayıt yaptırıp Kültür Politikaları ve Müze Yöneticiliği başlıklı bir çalışma yapıp, kurumsal olarak Viyana Sanat Tarihi Müzesi hakkında bir sunum hazırlamıştım.

Hülasa, seven bilir, bilen sever. Viyana’yı merak ettikçe sevdim, sevdikçe merak ettim.

 

 #  Viyana ile ayrı bir bağ kurmuş ve bu şehrin tarihi hakkında birikim sahibi bir şahıs olarak Viyana denince aklınıza gelen ilk şey nedir?

Benim zihnimde Viyana, Avrupa tarihiyle kendi tarihimizi birlikte okuyabileceğimiz/anlayabileceğimiz tek şehir olarak kodlanmıştır. Bu anlamda ikinci bir şehir bulamazsınız.

Ne Berlin’de ne Paris’te ne de Roma’da bize bakan bir taraf bulamazsınız. Ancak Avrupa kimliğini alabildiğine taşıyan Viyana’da dikkatli bakarsanız bizi de bulabilirsiniz.

Daha özel olarak cevap verecek olursam, Viyana bana millet olarak kim olduğumuz bilincinin kapısını açan şehirdir.

 

 #  Bir sosyal mecrada yaptığıız bir paylaşımınızda Viyana Sanat Tarihi Müzesi’ni örnek göstererek, dünyada sanat adı altında bu kadar çok siyaset yapılan bir başka şehir daha olmadığını yazmıştınız. Bu konuya açıklık getirir misiniz?

Habsburglar ve Alman soyluları öteden beri propagandacı bir yapı arz ederler. Bunu otoritenin bir gereği olarak görürler. 17. ve 18. yüzyıllarda dönemin komutanlarının yanlarında götürdükleri maaşlı ressamlara yaptırdıkları propaganda tablolarını Askeri Tarih Müzesi’nde görebilirsiniz.

Bu komutanlar söz konusu savaşların zaferle neticelenmesi durumunda savaş meydanını anlatan devasa büyüklükte bir propaganda tablosunu saraylarının duvarlarına astırırlardı. Bu durum propaganda zihniyetine güzel bir örnektir.


Bu da ilginizi çekebilir

Viyana’dan insan fotoğrafları;

İnsan resimleri Viyana


Konunun bir de başka yüzü var. 19. yüzyılın ikinci yarısında İngiltere, Fransa ve Almanya’ya nispeten zayıf olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu hüküm sürdüğü topraklarda devletin gücünü göstermek, „yıkılmadık ayaktayız ve bütün milletleri, bütün tebaamızı kucaklıyoruz” mesajı vermek amacıyla gösterişli mimarî eserler inşa ettiler.

Doğa Tarihi Müzesi, Sanat Tarihi Müzesi gibi yapılar bunun sonucu ortaya çıkmıştır. Bunların hepsi nihai olarak oluşturulması planlanan Roma Forumu’nun öğeleriydi. Birinci Cihan Harbi’nden önce 1913 yılında Die Neue Burg inşaa edildi, karşısına da bunun benzeri yapılacaktı lâkin monarşinin çökmesi sebebiyle nihayete erdirilemedi.

Peki neden bir Roma Forumu hayata geçirmek istediler? Bunun sebebi Avusturya’nın Macarlar, Hırvatlar, Slovenler, Çekler vs. gibi hüküm sürdükleri topraklarda yaşayan farklı halklara „bizim ortak mirasımız Roma, bizler hepimiz Romalıyız, dolayısıyla bağımsızlık fikirlerine ihtiyacımız yok” demeye çalışmalarıdır.

İşin gerçeği Avusturya hiçbir zaman altında yaşayan tebaalarla iyi geçinememiştir. Almanca eserlerde 1618-1648 arası gerçekleşen 30 yıllık savaşlarda bütün Protestan kiliselerinin bulundukları bölgeleri (kendi toprakları içinde olsa dahi) bizzat Habsburgların çöle döndürdükleri yazar.

Viyana’nın doğusuna doğru gittiğinizde bir anda her şey değişir ve zenginlik kayboluverir. Halbuki bu topraklar kaç asır Avusturyalıların etkisi altında kalmışlardır ama bir Viyana olamamışlardır.

Metternich’in bir sözü var: “Avrupa Landstrasse’den başlar.” Kısaca Viyana’nın doğusunda (3. Viyana) Avrupa biter demek istiyor. Avusturyalılar doğudaki toprakları hiçbir zaman kendilerine ait görmediler.

Viyana’nın doğusu onlar için bir nevi sömürge alanıydı. Bundan dolayı Viyana güzel ve çok zengin bir şehirdir ama 100 km doğuda bambaşka bir tabloyla karşılaşabilirsiniz.

Habsburglar bütün bu olumsuzlukları sanat ve mimarideki propaganda yetenekleriyle perdelemeye çalışmışlardır. Sanat Tarihi Müzesi’nin kubbesinde Habsburg hanedanının müzede bulunan koleksiyonlarının oluşmasında emeği geçen büyüklerinin heykelleri var.

Müzede yukarıda bahsettiğim konuya örnek teşkil edecek yüzlerce eser bulabilirsiniz. Bazen sanatın araçsallaştırılması meselesiyle ilgili bu örnekleri sosyal medya üzerinden paylaşmaya çalışıyorum.

 

 #  Geçenlerde yazdığım Dünyanın en yaşanabilir şehri Viyana” yazısına reaksiyon olarak bazı Viyana’da yaşayan Türkler bu şehrin bu unvanı hak etmediği yönünde görüşlerini belirttiler. Gerçekten de bu şehre haksızlık etmiyor muyuz?

Ahmet Hamdi Tanpınar Beş Şehir’de “Konya insanı ya bir sıtma gibi yakalar, kendi alemine taşır, ya da ona sonuna kadar yabancı kalırsınız” der. Benzeri bir yorumu İstanbul için de yapar: İstanbul ya hiç sevilmez yahut çok sevilmiş bir kadın gibi sevilir. Viyana da böyledir. Katmanlarına ulaşabilirseniz seversiniz.


Bu da ilginizi çekebilir

türk psikolog viyana

Viyana arka arkaya sekizinci kez: 

Dünyanın En Yaşanabilir Şehriseçildi.


Kişi bilmediğinin düşmanıdır. Bu şehirde yaşayıp da bu şehirle sorunu olan insanların ortak sorunu Viyana’yı hiç bilmemeleridir. Hiç şüphesiz Viyana’nın bir ruhu var. Mesele bunu keşfedebilmek. İçinde yaşadığımız mekânlarla bağ kuramazsak orada huzur bulamayız. Bu yüzden çoğu insan ısınamaz Viyana’ya. Küçük şeylere takılıp nefret edeni çoktur.

Kanaatimce bir Türkün Viyana’nın hakikatini anlaması için metafiziksel bir anlayışa sahip olması gerekir. Viyana’da toprak altında yatan şehitlerimiz olduğunu unutmadan yürümeliyiz. Şehitlerimizin yattığı bölgelerden geçerken Fatiha okumalıyız.

Ama önce bu bölgelerin nereler olduğunu merak edip öğrenmeliyiz. Kudüs, İstanbul ve Viyana gibi önem arz eden şehirleri iyi bilmek zorundayız. Bu şehirleri bilmeden milli bilincimizin olgunlaşmayacağını düşünüyorum.

Tabi tüm bu düşünceler için gençleri muhatap almalıyız. 30 sene önce sadece ekmek parası kazanmak maksadıyla bu şehre gelmiş insanlardan Viyana’yı sevmelerini bekleyemeyiz. Gençlere yönelerek onlarla şehir dersleri ve gezileri yapmalıyız.

 

 #  Gençlere yönelmeliyiz dediniz. Viyana’da yaşayan gençlere bu konuda vermek istediğiniz tavsiyeleriniz vardır mutlaka?

Viyana ile ilgili bir şey öğrenmek istiyorum diyen bir şahsın önünde genel olarak iki yol bulunmaktadır: Bunlardan birincisi Türk izleri üzerinden, ikincisi ise edebiyat, tarih, müzik, resim, sanat, kültür gibi ilgi duyduğunuz bir alan üzerinden şehre kapı aralamaktır.

Uzun uzadıya düşünmeden gençlere iki tavsiye verebilirim. Bunlardan birincisi Ulusal Kütüphane’den (Nationalbibliothek) yıllık kart alarak orada, Viyana Sarayında kitap okumak, vakit geçirmek. İkincisi Sanat Tarihi Müzesi’nin yıllık kartını almak. Müzeyi bölüm bölüm gezmek, gezmeden önce ön bilgi okuması yapmak, yorulunca müze içindeki meşhur kafeteryada dinlenmek.


Bu da ilginizi çekebilir

Bir doktorun anatomisi

Psikolog Zehra Gümüş ile Avusturyalı Türk gençlerin eğitimde dünü, bugünü ve yarını üzerine söyleşi;

Türk Psikolog Viyana


Ayrıca periyodik olarak Viyana Şehir Müzesi ve Viyana Askeri Tarih Müzesi’ne gitmek de tavsiye edilebilir. Müze insanı çabuk yorar. Biraz önce söylediğim gibi bölüm bölüm gezmekte fayda var.

Viyana'da yaşamak

Viyana’da yaşamak ve Viyana’yı tanımak – Tuna Nehri ve üzerinde bulunan bir köprü (Reichsbrücke). Fotoğraf: © Muratcan Gümüş, Haziran 2013.

Bunların dışında Tuna ile ayrı bir bağ kurmamız gerektiğini düşünüyorum. Bir Türk’ün gönlünde dağ varsa Balkan’dır, nehir varsa Tuna’dır diyor Yahya Kemal. Öylesine söylenmiş bir söz değildir bu.

 

 #  Kahvenin Viyana’ya gelme hikayesine değinelim biraz da. Avusturyalıların Osmanlılar sayesinde tanıştıkları şeylerden biri de kahve. Viyana ahalisi gerçekten de II. Viyana Kuşatması öncesi kahve denen gıda maddesinin varlığından bihaber miydi?

Şunu belirtmem gerekiyor; bilinenin aksine Avrupa’da ilk kahvehane Viyana’da değil, Venedik’te kurulmuştur. Almanların kahve içeceğinden 1683’te haberdar olmaları da efsanedir. II. Viyana Kuşatması öncesi bu şehirde kahvenin bilinememesi düşünülemez.

Mesela, 1665 senesinde Vasfar Antlaşması’nın birinci senesinde ziyaret maksadıyla Kara Mehmed Paşa başkanlığında bir Osmanlı heyeti Viyana’ya gelmişti. Gelen heyette Kara Mehmed Paşa ile beraber Evliya Çelebi de bulunmaktaydı. Onlarca insanın olduğu bu heyetin içerisinde hiç mi kimse kahve içmedi ve Avusturyalılar bunu görmedi?

Elbette Viyana’da kahve II. Viyana Kuşatması öncesinde de biliniyordu ancak tabi mevzunun hikâyeştirilmesi o meselenin anlaşılması için gerekli bir şeydir. Efsaneler hakikate giden yolları daraltmaz genişletirler. Dede Korkut hikâyeleri buna güzel bir örnektir. Bu nedenle de kahveyle ilgili efsanelerin tarihi yanlışları olsa bile bunun bir sakıncası olduğunu düşünmüyorum.

Konumuza dönecek olursak mevzuyu şöyle özetleyebiliriz: Kahve II. Viyana Kuşatması’ndan önce bilinmekteydi ama kahvehane kurumu ortada yoktu. Kahvehaneler ilk defa II. Viyana Kuşatması’ndan sonra kuruldu.

İlk kuran da İstanbul doğumlu Johannes Diodato isminde bir Ermeni’dir. Bu zat çok güzel Osmanlı Türkçesi bilen ve Avusturya lehine ajanlık yapmış bir şahıstır. 1716 senesinde 70 küsür yaşında Petrovaradin Savaşı esnasında bile Avusturya lehine ajanlık yapmaya devam etmiştir.

Hizmetlerinden ötürü 1685-1705 arası 20 yıllık zaman birimini kapsayan sürede geçerli olan özel bir izinle ilk kafeyi açma hakkı kendisine tanınmıştır. Bu kafe Rotenturmstrasse’de bugün Zanoni ismindeki dondurmacının az ilerisinde sağ tarafta bulunmaktaydı ama günümüz itibarıyla o bina artık ayakta değil.

 

Viyana’da yaşamak – Bu şehir hakkında bilmeniz gerekenler

 #  Her ne kadar bazılarını anlatmış olsanız da, son olarak kısa bir özet olarak sizden bu şehir hakkında okumamız gereken kitaplar ve millet olarak bilmemiz gereken en önemli olayları ve müzelerinde tarihimize dair görmemiz gerekenleri sorsam aklınıza gelenleri kısa kısa bizlere aktarır mısınız?

Öncelikle kendi tarih kaynaklarımızdan II. Viyana Kuşatması’nı okumalıyız. Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanmış Cevat Üstün’ün 1683 Viyana Seferi başlıklı eseriyle, Ahmet Ağa’nın Viyana Kuşatması Günlüğü herkesin okuyabileceği nitelikte örnek eserlerdir.

Almanca bilenler için müstakil bir şehir tarihi kitabı olması açısından Johannes Sachslehner’in Wien Geschichte einer Stadt kitabını, İngilizce bilenler için Cambridge Üniversitesi’nin A Concise History of Austria kitabını kısa ve güzel bir tarih özeti olması nedeniyle tavsiye ederim. Bunlar gibi birçok kitap tavsiye edilebilir; sefâretnâmeler, Busbecq’in Türk Mektupları, Temeşvarlı Osman Ağa’nın Esirlik Hayatı gibi..

Bilmemiz gereken en önemli olaylar Viyana kuşatmaları elbette ama gözden kaçırılan başka dönemler var. 1683-1699 yılları arasındaki olaylarla ilgili okuduklarımdan çok faydalandığımı söyleyebilirim. Avusturyalıların önemli şahsiyetlerinin biyografileri ayrıca incelenmeye değer.

Görmemiz gereken yerlerden biraz önce bahsetmeye çalıştım ama kısaca tekrar toparlayayım. Viyana Şehir Müzesi, Viyana Askeri Tarih Müzesi, Sanat Tarihi Müzesi, Hofburg’un bütün bölümleri yani mimari elemanları (Hazine Dairesi vs.), Schönbrunn Sarayı ve Stephansdom gibi mekânlar detaylı olarak gezilmeli.

Viyana’daki Türk izleri için de Avusturya Bilimler Akademisi’nin bir çalışması olan Türk Hafızası ya da Almanca adıyla Türkengedächtnis sitesi ziyaret edilerek buradaki mekânlar tek tek gezilebilir.


Ali Çiçek en çok buralarda:

Blog

Twitter

Yorum Yap