Psikolog Zehra Gümüş ile Avusturyalı Türk öğrencilerin dünü, bugünü ve yarını üzerine

Türk Psikolog Viyana – Zehra Gümüş

Sağlık sorunları yaşayan insanlar hiç çekinmeden bir doktora başvurabilirken, söz konusu psikolojik rahatsızlıklar olunca bir psikologtan yardım almak için ne(ler)den çekindiklerini hiç düşündünüz mü?

Peki Avusturyalı Türk öğrencilerin dünü, bugünü ve yarını üzerine hiç kafa yormuş muydunuz?

O halde buyrun, Viyana’nın bazı okullarında gençlere psikolojik destek veren bir psikologla tanışın ve bu sorulara beraber cevap arayalım.

Türk Psikolog Viyana – Zehra Gümüş

Türk Psikolog Viyana

Türk Psikolog Viyana – Zehra Gümüş. Söyleşi: Muratcan Gümüş. Viyana, Nisan 2017.

Zehra Gümüş kimdir?

Zehra Gümüş, Denizlili bir işçi ailenin çocuğu olarak Avusturya‘nın Tirol eyaletinin başkenti Innsbruck’ta doğdu. 4 yaşına geldiğinde şartlar nedeniyle ailesi tarafından Türkiye’ye gönderildi. Yine ailesi tarafından birkaç yıl sonra tekrar Avusturya‘ya getirildikten sonra Vorarlberg eyaletine bağlı Montafon’da ilkokul eğitimine üçüncü sınıftan devam etti. Lise eğitimini (Gymnasium) Bludenz’te tamamlamasının ardından Innsbruck Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde yüksek öğrenime başlayarak 2010 senesinde diploma programından (Diplomstudium) mezun oldu. Aynı yıl Vorarlberg’te stajyer olarak başladığı psikologluk kariyerine, bir sene sonra tam zamanlı olarak yine aynı yerde devam etti. 2014 senesinden bu yana Viyana’da yaşıyor ve okul psikoloğu olarak çalışıyor. Klinik ve Sağlık Psikolog eğitimlerini tamamlamıştır.

 

Türk Psikolog Viyana – Zehra Gümüş – Çocukluk dönemi

 #  Müsaadenle birkaç dakikalığına psikolog rolüne bürünerek, senin de yardımınla çocukluğuna inmek istiyorum.

(Gülüyor).

Avusturya‘da doğdum. Annem ve ablalarımla beraber 4 yaşında iken Türkiye’ye “kesin” dönüş yaptık.

Aslında pek de kesin bir dönüş sayılmazmış ki, ilkokul üçüncü sınıfta tekrar geri gelmemiz gerekmiş. Ebeveynlerimizin bize aktardıklarına göre, beş çocuklu bir işçi ailesi olduğumuz için kimselerin bize ev vermemesi nedeniyle tam anlamıyla dağ başında ıssız bir yerde bulunan bir eve taşınmak zorunda kalmışız.

Bu bahsettiğim yer Vorarlberg eyaletine bağlı Montafon’da bulunuyor. Montafon’da ilk olarak kayak kaymayı öğrenmem gerekmişti, çok kar yağdığı günler evden okula kayarak giderdim. Normalde bir Egelinin önce yüzme öğrenmesi gerekirken, ben ilk olarak kayak kaymayı öğrenmiştim. Benim için ilginç bir anı.

 #  Belki bu sorunun muhatabı bir psikologtan daha çok bir sosyolog olabilir ama; bir vatandaş olarak çocukluğundaki döneme kıyasla Avusturyalı Türklerin genel olarak ne gibi değişiklikler yaşadıklarını düşünüyorsun ve bunu nasıl yorumluyorsun?

Ebeveynlerimiz ve yaşıtlarının Türkiye’den Avusturya‘ya gelmelerinde ortak bir gayeleri vardı; para biriktirip en kısa zamanda Türkiye’ye dönmek.

Bırakın ailece çıkıp dışarıda bir şeyler yemeyi, bir kahve bile içmezlerdi. Harcamaları en düşük seviyede tutabilmek için her şeyin en ucuzu alınırdı. Evler deseniz bilmukabele, insanlar çalıştıkları firmaların günümüz standartlarına kıyasla kötü diyebileceğimiz evlerinde kalırlardı. Her çocuğa ayrı bir oda o zamanlar için bir şehir efsanesinden ibaretti.

Bir minibüse dolunur ve Türkiye’ye öyle gidilirdi. Nostaljik fotoğraflarda görmüşsünüzdür, çatısında naylona sarılı bavullar vs. Dönüşte araçlarda insandan çok gıda maddesi bulunurdu; ne getirirsek kârdır hesabı.

Günümüz itibarıyla her şey çok daha farklı. İnsanlarımız Avusturya‘da sosyal aktivitelere katılıyorlar, ne bileyim en azından dışarıda yiyip içiyorlar, yazları farklı ülkelere tatil yapmaya gidiyorlar, Avusturya‘da ev sahibi oluyorlar vs.


Bu da ilginizi çekebilir

Daha önceden hiç duymadığınız yönleriyle:

Avusturya


Bu konuda bir noktaya değinmek isterim; insanlarımız yeni yeni Avusturya‘da ev sahibi olmaya başladıkları dönemlerde kendilerine “burada ölmeye niyetin mi var?” diye sorulduğunu duyduk büyüklerimizden. Anlaşılan o zamanlar kendilerini Avusturya‘da o kadar misafir hissediyorlardı.

Konuya bakış açınıza göre farklı sonuçlara ulaşabileceğinizi belirterekten; artılarımız ve eksilerimizle toplum olarak eskiye nazaran bir gelişim ve ilerleme kaydettiğimizi söylememiz gerek. Bunu, insanlarımızın kendilerini Avusturya‘ya her geçen gün daha fazla ait hissettiklerinin bir delili olarak görmemiz mümkün, ki sevindirici bir olay.

 #  Peki, üçüncü (dördüncü) nesil olarak tabir edilen gençler ebeveynlerine nazaran eğitim konusunda bir ilerleme kaydedebildiler mi? Bu neslin ne gibi sorunlar yaşadığını düşünüyorsun?

Her neslin kendince yaşadığı zorluklar var ve olacaktır da, bu kaçınılmaz. Birinci ve ikinci neslin ortak sorunu dil, düşük eğitim seviyesi ve maddi zorluklardı ama insanlar arası ilişkiler çok daha güçlüydü.

Maalesef gençler arasında eğitim ve dil gibi sorunları tam anlamıyla aşabilmiş değiliz. Bunların yanı sıra gençlerimiz kişilik sorunu yaşıyorlar; kendilerini ne “oralı” ne de “buralı” hissediyorlar. Dijital bir dünyada, sosyal hayattan uzak büyümeleri de işin bir diğer boyutu ama bu içinde yaşadığımız çağın genel bir sorunu.

Türk Psikolog Viyana – Zehra Gümüş – Avusturya’da eğitim hayatı üzerine

 #  Tekrar senin hikayene dönecek olursak; Avusturya’da okula gittiğin ilk günü hatırlıyor musun?

Hem de çok iyi. Avusturya‘ya döndükten sonra ilkokula devam ettim ve okuldaki ilk günümü hiç unutamıyorum; sadece iki Almanca kelime biliyordum:

  1. Yes
  2. No.

Evet, o zamanlar ben bunların Almanca kelimeler olduğunu düşünüyordum. Aynı gün anladım ki, iki kelime dahi Almanca bilmiyormuşum. (Gülüyor).

Bir buçuk sene sonra babamın çalıştığı firmanın evine taşındık; ya da Türkler arasındaki tabiriyle Heim (Okunuşu: haym)! 

Türk Psikolog Viyana

Türk Psikolog Viyana – Zehra Gümüş. Ortaokul (Gymnasium Unterstufe) dönemi. Nenzing/Vorarlberg.

Bir aile dostumuzun çocukları Gymnasium’a gittiklerinden babam mutlaka benim de Gymnasium’a gitmemi istiyordu. Tek sorun ilkokulda öğretmenlerimin yetersiz Almancamı sebep göstererek bunu tavsiye etmiyor olmalarıydı. Onların bakış açısından bakınca pekte haksız sayılmazlardı diye düşünebilir insan. Sonuç olarak yine de Gymnasium’a kayıt oldum.

Yaklaşık 1000 öğrencisi olan okulda sadece 6 Türk kökenli öğrenciydik. Sınıfımda ise ben tektim.

Gymnasium (Unterstufe) ilk başlarda bana bir, hatta iki beden büyük geldi. İlkokuldaki öğretmenlerim haklı çıkmış gibilerdi. Almanca dersinde pek iyi sayılmazdım. İlk defa Almanca sınavından 5 aldım, hem de peş peşe. Yıl sonu karneme Almanca’dan kırık not geldi. Diğer derslerim iyi olduğundan kurul kararıyla ikinci sınıfa geçmeme müsaade ettiler.

İkinci sene de Almanca’dan kırık not gelince, sınıfta kaldım. Durum nedeniyle kendisiyle yıldızlarımızın bir türlü barışmadığı Almanca öğretmenim Gymnasium’a ait olmadığımı ve ortaokula geçmem gerektiğini söyledi.

Aslında tek sorunum Almanca dersindeydi, diğer derslerde iyi olduğumu söyleyebilirim.

Babam ise dedi ki; kızım sınıfı tekrarla, gerekirse sana özel hocadan ek ders alalım ama Gymnasium’u bırakma. Babamın tam desteği ile okula devam etmeye karar verdim. Babam sağ olsun dediğini yaptı ve her hafta özel hocaya ek ders almaya gönderdi.

Yeni sınıfımda yeni Almanca öğretmenim çok iyi ve harika bir insandı. Ders sonrası oturup benimle Almanca çalışarak diğerleriyle aradaki açığı kapatmam için bana destek olurdu. Kendisinin de yardımıyla Almanca sınavından hayatımda ilk defa 3 aldığımı öğrenince sınıfta herkesin ortasında sevinçten bir güzel ağlamıştım. (Gülüyor).

Yazarın notu: Avusturya‘da en iyi not 1, en kötü not ise 5’tir. Geçmek için en az 4 almanız gerekmektedir.

Buradan şu dersi çıkardım kendime; aileniz ve öğretmenlerinizden tam destek aldığınız sürece aşamayacağınız hiçbir engel yok. Tabii azim ve istek en başta geliyor.

 #  Vorarlberg’te üniversite olmadığından başka bir şehre gitmen gerekti. Ailen bu duruma nasıl bir tepki gösterdi ve neden psikoloji seçtin? 

Liseye (Gymnasium) gitmemdeki tek amacım üniversite okumaktı, bu konuda ailem beni hep destekledi. Çevremizde kızını yalnız başına Vorarlberg’ten Innsbruck’a üniversite okumaya gönderen çok az aile vardı ve ben de bu istisnalardan biriydim. Değil o zamanlar, günümüz itibarıyla da bu konuyu kendileri için büyük bir sorun olarak gören aileler maalesef hâlâ bulunmakta.


Bu da ilginizi çekebilir

A’dan Z’ye Rehber: 

Viyana Teknik Üniversitesi


türk psikolog viyana zehra gümüş

Türk Psikolog Viyana – Zehra Gümüş. Innsbruck Üniversitesi öğrencilik dönemi hatıra fotoğrafı. Şubat 2008.

Ailem tıp okumam taraftarı olsa da, bu konuya pek sıcak bakmadım. Yine insanlarla beraber çalışacağım farklı bir meslek sahibi olmak istedim ve tercihimi psikolojiden yana kullanarak Innsbruck Üniversitesi Psikoloji Bölümü‘nde eğitimime başladım. 2010 senesinde mezun oldum. 

Türk Psikolog Viyana – Zehra Gümüş – Meslek hayatı

 #  İş hayatına atılırken Türkçe bilmenin sana ne gibi getirileri oldu?

Özellikle de odak noktasında insan bulunan mesleklerde (doktor, sosyolog, psikolog, eğitimci vb.) Almanca dışında farklı bir dil daha konuşmanız size büyük bir avantaj sağlamakta.


Bu da ilginizi çekebilir

Türkiye-Avusturya-Almanya üçgeninde:

Bir Doktorun Anatomisi


Türkçe bilmem iş hayatına atılırken benim için çok büyük bir artı oldu, öyle ki çok kısa sürede kendime (iyi) bir iş bulabildim.

türk psikolog viyana zehra gümüş

Türk Psikolog Viyana – Zehra Gümüş. Mezuniyet töreni, Ekim 2010.

Üniversite sonrası Vorarlberg’te staj yaptım ve anlaşmamız bir yıl sonra kendime başka bir iş bulmam gerektiği üzerineydi ama orada kalabilmem için tüm imkanları seferber ettiler.

Takdir edersiniz ki, yardıma ihtiyacı olan öğrenci ve velilerle hem aynı dili konuşmam hem de onlarla aynı kültürden gelmem sebebiyle kendileriyle çok daha çabuk ve daha sağlıklı bir şekilde iletişim kurabilmemin bunda etkisi büyüktü.

 #  Okul psikoloğu olmak için nasıl bir eğitimden geçmek gerek?

Üniversitelerin psikoloji bölümlerinden psikolog unvanıyla mezun olan bir kişi, bu alanda bir iş bulması sonucu okul psikoloğu olarak çalışabilir. Burada belirtmemiz gereken önemli bir konu da, Avusturya Eğitim Sistemini iyi bilmeniz ve konuya ilgi duymanız gerektiğidir.

türk psikolog viyana zehra gümüş

Türk Psikolog Viyana – Zehra Gümüş. (Psikoanalitiğin kurucusu) Sigmund Freud Müzesi. Viyana, Ekim 2016.

İsminden de anlaşılacağı üzere okul psikologları pozisyonları itibarıyla okullarda öğrencilerle, velileriyle ve öğretmenlerle iç içedirler. Bu nedenle de farklı yaşlardan farklı insanlarla iyi ilişkiler kurabilme kabiliyetiniz büyük önem teşkil etmekte.

Bir önemli noktayı daha eklemek isterim: Psikologlar birçok kişinin düşündüğünün aksine tıp eğitimi almış kişiler (doktor) olmadıklarından, ilaç yazma yetkileri yoktur.


Bu da ilginizi çekebilir

A’dan Z’ye Rehber: 

Viyana Üniversitesi


Türk Psikolog Viyana – Zehra Gümüş – Avusturyalı Türk gençler üzerine

 #  Okul psikoloğu olarak çalışmaya başladıktan sonra Avusturyalı Türk gençleriyle de ilgilendiğini söyledin. Millet olarak eğitim konusunda ne gibi eksiklerimiz olduğunu düşünüyorsun?

Evet, Vorarlberg’te iken eyalet genelinde ilkokul ve ortaokul çağındaki Türk öğrencilerle ilgileniyordum. Viyana’ya geldikten sonra ise yarı zamanlı olarak üç farklı okulun -lise  ya da HTL- okul psikoloğu olarak tüm öğrencileriyle ilgileniyorum. Geriye kalan zamanlarda Eğitim Bakanlığı üzerinden yürütülen projelerde çalışıyorum.


Bu da ilginizi çekebilir

türk psikolog viyana

Viyana arka arkaya sekizinci kez: 

Dünyanın En Yaşanabilir Şehri


2011 yılından bu yana kazandığım tecrübelerimden yola çıkarak söyleyebilirim ki, çocukların en büyük sorunlarından biri yetersiz dil gelişimi; Almanca ve de Türkçe. Örneğin bazı çocuklara herhangi bir cisim ya da bir canlı gösterdiğinizde, onun hiçbir dildeki karşılığını bilmiyor olabiliyorlar.

türk psikolog viyana zehra gümüş

Türk Psikolog Viyana – Zehra Gümüş. Zanzibar, Haziran 2014.

Ergenlik çağındaki gençler ise kendilerini tam olarak ne bir Türk ne de Avusturyalı olarak hissetmemeleri sonucu kişilik sorunları yaşayabiliyorlar. Sonuç olarak içlerinden bazıları radikal eğilimli dini ya da politik gruplara yönelebiliyorlar.


Bu da ilginizi çekebilir

Karşılaştıkları zorluklar ve başarısızlık sebepleri ile: 

Viyana’da Okuyan Türk Öğrenciler


Bazı çocuk ve de gençlerin ortak sorunu ise ailelerinden tam anlamıyla destek görememeleri.

Aileler ise Almanca, Avusturya Eğitim Sistemi ve çocuklarını becerileri doğrultusunda yönlendirmek gibi konulara  tam anlamıyla hakim olamayabiliyorlar. Bu noktada belirtmek gerekiyor ki, özellikle de Avusturya dışında başka bir ülkede eğitim almış bir velinin Avusturya Eğitim Sistemini tam anlamıyla çözmesi pek kolay olamayabiliyor, ki ilk başlarda karışık olabileceği bir gerçek.

 #  Bu saydığın sorunların üstesinden gelebilmek için ailelere ne gibi görevler düşmekte?

Ailelerin çocuklarıyla çok daha dolu dolu ve kaliteli vakit geçirerek onlarla güçlü iletişim kurdukları bir ortam oluşturabilmeleri çok önemli.

Bir şahsın, çocuklarını, duygularını en iyi bir şekilde ifade edebildiği dilde eğitmesinin gerekliliğinin altını çizmeliyiz. Sağlam temellere oturtulmuş dil gelişimine sahip bir çocuk, 3-4 yaşına geldiğinde ikinci bir dili de sorunsuz bir şekilde öğrenebilmekte. Dolayısıyla da henüz çok erken yaşlarda Almanca öğrenmedikleri gerekçe gösterilerek çocuklara Türkçe konuşturmamak doğru bir yaklaşım sayılmaz. Bu konuda yapılan araştırmalar gösteriyor ki, anadilini iyi bilen bir çocuk, diğer dilleri çok daha başarılı bir biçimde öğrenebilmekte.

Yine aynı şekilde ailelerin çocuklarını erken yaşlardan itibaren bir birey olarak algılamaları ve onlara kulak vermeleri, bunun yanı sıra zorlandıkları konularda üçüncü bir şahıstan yardım alma konusunda istekli olmaları da çok önemli.


Bu da ilginizi çekebilir

Bir doktorun anatomisi

Özgür Güler’in Avusturya Alplerinin eteklerinden Washington, D.C.’ye uzanan: 

Başarı Hikayesi


Ergenlik çağı, doğası gereği her iki taraf için de zorlu bir süreç olabilir ama bir genç insanın kişisel gelişimi için önemli bir süreç.

Yine aynı şekilde aileler, Avusturya Eğitim Sistemi hakkında daha detaylı bilgiye sahip olmak adına gösterecekleri çabaların karşılığını da fazlasıyla alacaklardır.

Türk Psikolog Viyana – Zehra Gümüş – Psikolojik Destek

 #  Psikoloğa gitmek birçok kişi için aşılması gereken bir engel teşkil etmekte, ki bu olay negatif bir durum olarak algılanabiliyor (bkz. deli miyim ben?). Yetişkinler, örneğin görme engeli yaşayan çocuklarını gönül rahatlığıyla göz doktoruna götürebilirken, farklı konularda sorun yaşayan çocuklarını psikoloğa götürmek taraftarı olamayabiliyorlar. Ruh sağlığımıza çok mu az önem gösteriyoruz?

Evet, ruh sağlığı kesinlikle çok önemli ve bu konuda yersiz korkulardan kaçınmak zorundayız. Doktora gitmek çok normal bir iş sayılırken, psikoloğa gidenlere farklı gözle bakabiliyoruz. Çoğu insan psikolojik sorunlarını zayıf noktası olarak görebildiğinden, kimseye bu konular hakkında bahsetmek istemiyor ve sonuç olarak psikoloğa gitmemeyi tercih edebiliyor.  Hâlbuki doğru zamanda doğru tedavi ve terapi yöntemi uygulandığı sürece çoğu psikolojik sorunlar aşılabilmekte.

Bir diğer konu ise dil(di). İnsanlar karşılarında kendilerini yine kendi dillerinde ifade edebilecekleri ve de en önemlisi aynı kültürden gelen birini bulamadıklarından, doğru anlaşılamayacaklarını düşünerekten psikoloğa gitmek istemiyorlardı.

Günümüz itibarıyla Avusturya‘nın farklı bölgelerinde Türk kökenli doktorlarımız, öğretmenlerimiz vb. olduğu gibi, yine aynı şekilde sayıları az da olsa kendi dilimizde kendimizi ifade edebileceğimiz psikologlarımız da mevcut.

Yapmanız gereken tek şey, size sunulan imkanlardan faydalanmak istemek.


Bu da ilginizi çekebilir

20.12.16 tarihinde Viyana Ekonomi Üniversitesi’nde gerçekleşen panelin özeti:

Eğitim Bir Fırsattır


Türk Psikolog Viyana – Zehra Gümüş

2 Yorum

  1. Hülya

Yorum Yap