Avusturya Alpleri’nin eteklerinden Washington, D.C.’ye uzanan bir başarı hikayesi

Türkiye’de doğup büyümüş ve daha sonra başka ülkelere göçmüş şahısların başarı hikayeleri hepimizin ilgisini çekiyor ve aynı zamanda da gururlandırıyor şüphesiz.

Son yıllarda yaşanmış başarı hikayeleri arasına yurt dışında doğup büyümüş Türk kökenli gençlerininkiler de eklenmeye devam ediyor. Şimdi bundan yıllar önce Ordu’dan Avusturya‘ya göç etmiş bir ailenin ferdi olan Özgür Güler’in hikayesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yaşanmış Başarı Hikayeleri - Özgür Gülen

Başarı hikayeleri: Özgür Gülen’in Avusturya’dan ABD’ye uzanan hikayesi. Söyleşi: Muratcan Gümüş, Mart 2017

Özgür Güler kimdir?

Özgür Güler, Ordulu bir işçi ailesinin çocuğu olarak 1979 senesinde Avusturya‘nın Tirol eyaletine bağlı Brixlegg’te dünyaya geldi. İlköğrenimi Jenbach ve Brixlegg’te tamamladı. Jenbach’ta bulunan lise dengi meslek yüksek okulu olan HTL‘in makine ve endüstri mühendisliği üzerine eğitim veren bölümünden (Wirtschaftsingenieurwesen) 2001 senesinde mezun oldu. Aynı sene Innsbruck Üniversitesi’nde açılan Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’ne kayıt yaptırarak yüksek öğrenimine başladı. Bilgisayar destekli cerrahi ve robotik üzerine doktora derecesi aldı. 2012 senesinden bu yana ABD’de yaşıyor. Girişimci bir arkadaşıyla beraber kurduğu şirkette üç boyutlu kronik yara ölçümü ve takip sistemleri üzerine çalışmalarına devam ediyor.

 Başarı Hikayeleri – Özgür Güler 

Başarı hikayeleri – Çocukluk ve gençlik dönemi

 #  Avusturyalı Türk işçi ailelerin çocuklarına ilham verecek bir hikayeniz var. Avusturya‘da doğup büyüyorsunuz. Yüksek öğrenim kurumlarında Türk öğrencilerin sayısının bir elin parmaklarını geçmediği dönemlerde üniversite okuyorsunuz ve hatta doktora seviyesine kadar devam ediyorsunuz. O zamanlar çevrenizden bu konuda nasıl bir tepki aldınız? Bu dönemle ilgili aklınızda kalan anılarınız nelerdir?

O dönemlerde yüksek öğrenim yapan Türk gençlerinin sayısı çok azdı. Bu nedenle de çevremden bu konuda olumlu tepkiler alırdım. Ailemin ve dostlarımın desteği benim için her zaman ilham kaynağı olmuştur.

Bir işçi ailesi çocuğu olmanın beraberinde getirmiş olduğu zorluklarla mücadele etmem gerekti. Bunun en büyük nedeni de bizim zamanımızdaki rol model eksikliğiydi; eğitim konusunda kendimize örnek alabileceğimiz ve akıl danışabileceğimiz kimseler yoktu çevremizde. 

Bu konuda hiç unutamadığım bir anımı sizlerle paylaşmak isterim. Ortaokul son sınıfta yüksek öğrenim görmek isteyen bir öğrenci olarak liseye kayıt yaptırmaya gittiğim gün, kayıt tarihlerinin çoktan geçtiğini öğrenmek zorunda kalmıştım. Liseye kayıt olmak için bir sene beklemem gerekti ve böylece 1 yılım bir anlamda boşa gitmiş oldu.


Bu da ilginizi çekebilir

Bir doktorun anatomisi

Psikolog Zehra Gümüş ile Avusturyalı Türk gençlerin eğitimde dünü, bugünü ve yarını üzerine söyleşi:

Türk Psikolog Viyana


O yaşta bazı şeyleri bilemiyorsunuz, elinizden tutup yol gösterecek birisi de olmayınca, ortaya böyle anılar çıkabiliyor. Şimdiki genç arkadaşlar bu konuda çok daha şanslılar.

Yazarın notu: Yüksek öğrenim yapmak isteyen bir öğrenci için Türkiye’de üniversite sınavı ne ise, Avusturya‘da liseye kabul almak aynı şeydir. Bu, her iki ülkenin eğitim sistemlerinin beraberlerinde getirmiş oldukları farklılıklardan kaynaklanmaktadır.

 #  Avusturyalı Türk öğrenciler başarısızlıklarında maruz kaldıkları dışlanmaları sorumlu tutuyorlar birçok durumda. Bu konuda siz neler düşünüyorsunuz?

İlkokulda “Ausländer raus” (yabancılar dışarı) denilen terim çok kullanılırdı ama şu bir gerçek ki, eğitim seviyesi arttıkça sorunlar azalıyor. Bu nedenle de lisede (HTL) ve üniversitede pek bir sorun yaşadığımı söyleyemem.


Bu da ilginizi çekebilir

Irkçılara dur dedik: 

Avusturya Cumhurbaşkanı Seçimleri


Başarı hikayeleri – Üniversite dönemi

 #  Lisenin akabinde üniversite eğitimine başladınız. Bu dönemden bahsedelim biraz da.

Liseyi bitirdiğimde Innsbruck Üniversitesi‘nde Bilgisayar Mühendisliği Bölümü henüz yeni açılmıştı. Bölümün ilk öğrencilerinden biri de ben olmuştum.

O zamanlar lisansta birbirinden bağımsız iki adet lisans tezi yazmak gerekiyordu. Birisi teorik diğeri ise pratik bir konu üzerine.

yaşanmış başarı hikayeleri

Başarı hikayeleri: Özgür Güler Innsbruck Üniversitesi yüksek lisans mezuniyet töreni. Şubat 2008.

Tıpa olan ilgim nedeniyle her iki lisans tezimi de Innsbruck Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı’nda bilgisayar destekli cerrahi ve robotik konusu üzerine yazdım. Yüksek lisans tezimi de yine aynı bölümde tamamladım.

yaşanmış başarı hikayeleri

Başarı hikayeleri: Özgür Güler, Innsbruck Üniversitesi’nde doktora çalışmalarını sürdürürken.

Bu dönemde bölümün hocasıyla daha yakından tanışma şansına sahip oldum. Kendisi o zamanlar bir doktora öğrencisi arıyordu ve sonuç olarak burada doktoraya kabul edildim. 2012 senesinde ise doktoramı tamamladım.

Başarı hikayeleri – Amerika’ya göç

 #  İyi eğitim almış birisi olarak Avusturya‘daki kurulu düzeninizi bırakıp, çantanızı toplayarak Amerika’ya yerleşme kararı alıyorsunuz. Nereden çıktı bu Amerika’ya gitme fikri?

Doktora öğrenciliği dönemimde birçok uluslararası konferanslara katılmıştım. Bu konferanslardan birinde Massachusetts Institute of Technology‘de (kısaca MIT) görevli bir araştırmacı ile de tanıştım ve kendisinden MIT’de beraber çalışma teklifi aldım. 2011 Mayıs ayında MIT’ye başlayacaktım ama kişisel nedenlerden dolayı gidemedim ve bu içimde büyük bir ukde olarak kaldı.

yaşanmış başarı hikayeleri

Başarı hikayeleri: Özgür Güler, 2009 senesinde gerçekleşen bir uluslararası konferansta sunum yaparken.

2008 yılında, henüz bir doktora öğrencisiyken, misafir araştırmacı olarak üç ay Georgetown Üniversitesi’nde bulundum. Bu süre zarfında bu üniversiteden bir profesörle yakından tanışma imkanına sahip oldum.

Washington, D.C.’de Children’s National Health System isimli bir çocuk hastanesi bulunmakta. Bu hastaneye Birleşik Arap Emirlikleri’nden 150 milyon dolarlık bir bağış geldi. Bu parayla Georgetown Üniversitesi’nde tanıştığım profesörün başında bulunduğu bir Cerrahi İnovasyon Enstitüsü kuruldu.


Bu da ilginizi çekebilir

Türkiye-Avusturya-Almanya üçgeninde:

Bir Doktorun Anatomisi


Sağ olsun kendisi ekibini kurarken “bizimle çalışmak ister misin?” diye bana da yazdı. Orada benim alanımdaki gelişmeleri bildiğimden mutlaka Amerika’ya gitmeliyim dedim kendime.

Reddetmek durumunda kaldığım MIT teklifinden sonra böyle bir fırsat bir daha gelmeyebilir diyerekten teklifi kabul ettim ve bu kararımdan çok memnunum.

2012 yılından geçen seneye kadar tam zamanlı olarak bu çocuk hastanesinde çalıştım. 2014 yılında işletmeci bir arkadaşımla beraber eKare isimli şirketimizi kurduk. Bugün itibariyle 12 kişilik bir ekibiz. 

Artık kendi şirketimde çalışsam da, yine de bir taraftan da hastanedeki işime devam ediyorum.

Başarı hikayeleri – Amerika’da girişimcilik tecrübeleri

 #  Belirli bir süre çocuk hastanesinde çalıştıktan sonra üniversiteden ayrılarak birkaç arkadaşınızla beraber bir iş kuruyorsunuz. Bizlere biraz da kurduğunuz şirkette şu ana kadar yaptığınız projelerden bahseder misiniz?

ABD’de 8 milyon insan kronik yara sahibi. Bu yaralar doğru teşhis edilip tedavi edilmeyince ampütasyona kadar gidebiliyor.

Şu anda dünyada, hatta Amerika’da bile yaralar hâlâ kağıt cetvel ile ölçülüyor. Bizler henüz çözülmemiş bir sorun olduğundan bu konuya el atarak bir ürün ortaya koymaya karar verdik. Projelerimizden biri kronik yara ölçümü oldu ve başarılı bir şekilde tamamladık.

Sonuç olarak kronik yara takibini dijital ortamda yapıyoruz. Üç boyutlu bir kamera yardımıyla uygulanan tedavi yönteminin işe yarayıp yaramadığını çok daha titiz bir şekilde takip edebiliyoruz. Yara küçülüyorsa tedaviye devam ediliyor, aksi takdirde tedavi yöntemi değiştiriliyor.

Yara takip sistemimizin kullanıldığı ülkeler:

  • Kuzey Amerika: Kanada ve ABD
  • Güney Amerika: Şili, Brezilya
  • Avrupa: Almanya, Fransa, Danimarka, İngiltere
  • Türkiye: Çapa, Başkent ve GATA
  • Orta Doğu: Birleşik Arap Emirlikleri
  • Asya: Çin, Güney Kore ve Japonya
  • Avustralya.

İlk yatırımcımız Abu Dhabi’dendi. Daha sonra bu yatırımcının yardımıyla oradaki sağlık bakanlığıyla birlikte çalışmaya başladık. Bu konuda kendileriyle çok iyi tecrübelerimiz oldu.

 #  Hangi alan üzerine çalışmalarınıza devam etmektesiniz?

Bilgisayar destekli cerrahi gelişmekte olan bir alan. Neredeyse her açık ameliyata alternatif olarak bilgisayar destekli cerrahi sistemleri geliştiriliyor ve bilim adamları tarafından araştırılıyor. Lâkin mevcut olan sistemlerin çok pahalı olmasından dolayı ve sadece ameliyathanelerde bulunması doktora öğrencilerinin veya araştırmacıların bu tür cihazlarda eğitim görmesini bir hayli zor kılmakta.

Bu nedenle de bilgisayar destekli cerrahi simülasyon sistemleri üzerine olan çalışmamızı herkes rahatça ulaşabilsin diye açık kaynak (open source) olarak internet vasıtasıyla kamuya sunduk.

yaşanmış başarı hikayeleri

Başarı hikayeleri: Özgür Güler üzerine çalıştığı cihazın başında.

Femur başı epifizi kayması obez çocuklarda adölesan döneminde görülebilen uyluk kemiği rahatsızlığıdır. Femru başının kayması eklemin foksiyonunu etkilerken şiddetli eklem ağrısına da yol açmaktadır. Bununla ilgili bir tıbbi robotik sistemi kullanarak, kaymış femur başını olduğu pozisyonda vida ile fiksasyonu şeklinde tedavi yöntemi geliştirdik.

Normalde tedavi sürecinde bir seansta 30 ve üzeri X-Ray (röntgen) çekilirken, yaptığımız yenilikle bu sayıyı ikiye düşürdük. Böylece radyasyonun insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmış olduk. 

İşimin yanı sıra bilimsel makaleler yazmaya devam ediyorum. İleride tekrar bir üniversitede çalışabilirim.

Avusturya Amerika karşılaştırması

 #  ABD’ye ilk gittiğinizde Avusturya’ya kıyasla ne gibi farklılıklar olduğunu gözlemlediniz?

Amerika dışında olduğun zaman Amerika diye bir kavram kullanılıyor, bu müthiş bir genelleme. Ülkenin genelinde çok geniş bir yelpazeden bahsetmek mümkün. İyisi var, kötüsü var. Örneğin Washington, D.C. ya da New York gibi metropollerde insanlar diğer fikirlere ve kültürlere çok açık iken farklı bölgelerde durum tam tersi olabiliyor.

Buraya geldiğimde dikkatimi çeken pozitif şeylerden biri de hiyerarşinin yok denecek seviyede az olması oldu. Avusturya’da lisanın (Almanca’nın) içinde bile hiyerarşi var. Önce ‘Siz’ (per Sie) diye cümleye başlıyorsunuz, daha sonra ‘Sen’ diye devam edebiliyorsunuz ama şayet karşı taraftan bu yönde bir teklif gelirse.

Örneğin 150 milyon dolar bütçeyi idare eden yöneticiye ismiyle hitap edip ofisine girebiliyorsunuz ve sorunuzu sorup cevabınızı alabiliyorsunuz. Avusturya’da sadece bir soru sormak için hocadan randevu aldığımı bilirim. Bir hafta beklediğiniz oluyor ve haliyle işler aksıyor.

Bunun yanı sıra burada insanların özgüveni çok yüksek. Bizlere özgüven küçüklükten verilmiyor maalesef. Evde; sus önce büyükler konuşsun, okulda ise öğretmen vs. Çocuklukta psikolojinize giren bu etkenler hayatınız boyunca sizi takip edebiliyor. Amerika’da bir çocuğun dahi fikirlerine değer gösteriyorlar, en azından dinliyorlar.

yaşanmış başarı hikayeleri

Başarı hikayeleri: Başarının sırrı işinizi severek yapmak.

Amerikalılar tartışmaya çok açıklar. Kişisel almamaya özen gösteriyorlar. Konu kişisel değil, sadece öyle deyip geçebiliyorlar.

Anlaşmak için sizinle aynı siyasi düşünceye sahip de olmayabilirler.

Tuhaf bir protokol durumu yok, insanlar çok daha rahat. Bunlar Avusturya’dan gelen bir insana çok ferah geliyor. Gereksiz kısıtlamalar yok, işini yapman yeterli. Nasıl yaptığın önemli değil.

Size işçi olarak değil de, ekipten biri olarak davranıyorlar ve değer verdiklerini gösteriyorlar. İş görüşmeleri sosyalleşmek (socialising) gibi bir şey, birbirinizi tanımak için hikayeler anlatıyorsunuz, hani şu small talk dedikleri olay. Zamanın küçük bir bölümünde iş üzerine konuşuyorlar. Bu nedenle de Amerikalı bir iş verenle görüşmeye gittiğinizde repertuvarınızda birkaç anı ve hikaye bulundurmanız işinize yarayabilir.


Bu da ilginizi çekebilir:

Bir öğrenci hangi parayla 40 ülke gezer:

Sırtçantalı Gezgin


Avusturya’da bir işe girip emekliliğinize kadar 20-30 yıl aynı şirkette çalışabilirsiniz ve genelde iş veren tarafından bu durumda değer görürsünüz. ABD’de ise iyi bir işe girene kadar 2-3 yılda bir iş değiştirildiğini sıkça görebilirsiniz. Burada hangi branşta eğitim aldığınız da çok önemli değildir, farklı bir sektörde bile iş yapabiliyorsunuz. Tecrübe yelpazenizi geniş tutmak için iyi bir strateji bence.

Kişisel gelişime çok önem veriliyor. Zira dünyayı nasıl değiştirebilirim kavramını çok duyabilirsiniz. Bu genel bir İngilizce kavram olsa da, kendilerine hedef koyarken büyük düşünmeyi ilke edinmek adına büyük faydaları olabiliyor. Bunu da maddi refahtan gelen bir durum olarak değerlendirebiliriz. Tabiiki ülkenin çoğunluğu sağlık, güven ve maddiyat gibi temel ihtiyaçları karşılandığı için kişisel gelişime zaman ve enerji harcanabiliyor (bkz. Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisi).

 #  Üniversiteyi Avusturya’da okumuş bir şahıs olarak, ABD’ye nazaran Avusturya üniversitelerindeki eğitimi nasıl buluyorsunuz? Gerçekten Avusturya’da kaliteli bir üniversite eğitiminden bahsetmek mümkün mü? Her iki ülkenin üniversite eğitim sistemlerinin artıları ve de eksileri? Gençlere hangi ülkede eğitim almayı tavsiye edersiniz ve sebepleriniz nelerdir?

Amerikan üniversitelerinde öğrenciler müşteri sıfatında diyebiliriz, bunu bir iş modeli olarak düşünebiliriz. Kolej ve üniversite eğitimi çok pahalı. Kredi çekip okuyan öğrenciler var. Bunun öğrenciye getirileri var mı? Elbette. Sonuç olarak öğrenciyle daha fazla ilgileniliyor. Müşteri memnuniyeti gibi düşünülebilir. 

Yalnız şunu da belirteyim, sadece ekonomik gücünüzün olması yetmiyor; MIT gibi kaliteli bir üniversiteye girmek için gerçekten iyi olmanız lazım. Bunun yanı sıra sosyal becerilerinize de bakıyorlar.

ABD’de yelpaze çok geniş; çok iyi üniversiteler de var, çok kötüler de ama bu olay Türkiye’deki gibi coğrafyaya bağlı bir durum değil. Örneğin çok iyi üniversiteler bulunan Washington D.C.’de kötü üniversiteler de sayabilirim sizlere. 

Burada üniversiteler arası müthiş bir yarış var, bu konuda neredeyse tamamı devlet üniversiteleri olan Avusturya üniversiteleri bu yarışı çok geriden takip ediyor. Avusturya’da eğitim bedava ama kanımca pek hakkı verilmiyor. Çok daha iyi olabilirler.


Bu da ilginizi çekebilir

A’dan Z’ye Rehber: 

Viyana Teknik Üniversitesi


yaşanmış başarı hikayeleri

Başarı hikayeleri: Özgür Güler.

Atıfta bulunma kültürü çok gelişmiş. Sıradan bir vatandaş bile “şu üniversitede yapılmış şu araştırmaya göre şöyle ya da böyle söyleniyor” diyerekten cümleye başlayabiliyor ve argümanlarını sunuyor. Bu olay Avusturya‘daki gibi sadece akademisyenlere has bir şey değil.

Amerikan ilkokullarında bile yaratıcılık ve araştırma ön plana çıkıyor. Öğretmen öğrenciye ders verirken şunu böyle yaz ve gel demiyor, araştırma yap ve öyle gel diyor. Bunun yanı sıra araştırma yaptıkları konuları diğer insanlara nasıl anlatacaklarını öğretiyorlar.

Böyle yetişen bir öğrenci üniversite çağına gelene kadar araştırmayı öğrenmiş oluyor. Yaratıcılık ve araştırmanın eğitim sistemlerindeki yerleri büyük.

Avusturya Eğitim Sistemi ise bu konuda çok farklı. Öğretmen ders veriyor çalış ve gel diyor, sonucunda ise not veriyor; sınav orantılı yani. Avusturya’da bir gramer hatası, virgül hatası dahi not kırmak için bir neden olabiliyor ve yazdığınız kaliteli bir içerik için kötü bir not alabiliyorsunuz. Amerika’da ise virgül hatasından çok içeriğe ve yaratıcılığa bakılıyor.


Bu da ilginizi çekebilir

Bir doktorun anatomisi

Karar aşamasından mezuniyet konuşmama (video) üniversite hayatım: 

Yurtdışında üniversite okumak


Oğlumdan biliyorum, henüz ilkokul üçüncü sınıfta poster konusuna başladık. Avusturyalı öğrencilerin kendi başlarına araştırma yapma, kaynak bulma ve bulduklarını kağıda dökmeyi lisede hatta üniversitede daha yeni yeni öğreniyorlardı. Amerika’da ise ilkokulda başlıyorlar. Bu önemli bir fark.

Oğlum şu an bir ortaokul öğrencisi. Senede 15 saat bir kamu kuruluşunda gönüllü çalışması gerekiyor, o hayatı da görsün diye. Gönüllülük olayı çok önemli. Üniversiteye girerken bunlara çok dikkat ediyorlar.

 #  Üniversite sonrası iş hayatına atılmak ve kendi işlerini yapmak isteyen gençler için Avusturya ve ABD‘deki imkanları kıyaslayacak olursak, sizce hangisi daha cazip? ABD öyle filmlerde anlatıldığı üzere gerçekten de fırsatlar ülkesi mi? „Macera dolu Amerika“ mı?

Kesinlikle. Amerika’da özellikle de iyi fikirlere sahip gençlere yönelik teşvikler çok gelişmiş. 

Amerika’daki yatırım alt yapısına bazı örnekler vermek gerekirse:

  • Angel denilen yatırımcılar. Bunlar profesyonel anlamda yatırımcılar değil. Herhangi bir şahıs herhangi bir fikrine inanıyorsa, bu fikre belirli bir miktar sermaye yatırıyor ve buna karşılık şirketin belirli bir kısmını alıyor. Angel yatırımları 500.000 $ ve altı olur.
  • Venture Capitalists: Profesyonel yatırımcı. 100.000.000 $ gibi bir port folyosu var ve bunu farklı şirketlere yatırır. Tamamen kazanca odaklı.
  • Bir de Silicon Vadisi’nden de tanıdığınızı düşündüğüm ve son zamanlarda Türkiye’de de yeni yeni gelişen kuluçka merkezi denilen kuruluşlar var (incubator). Bir bina, içinde ofisler bulunur. Fikriniz varsa oraya geliyorsunuz, bir masaya oturuyorsunuz, orada fikrinizi geliştiriyor ve şirketinizi kuruyorsunuz. Kuluçka merkezini kullanmanıza karşılık şirketinizi açtıktan sonra örneğin %2’sini bu kuluçka merkezleri alıyorlar. Dolayısıyla imkansızlıklar nedeniyle bir fikrin kaybolması mümkün değil. Kuluçka merkezlerinin çok iyi bağlantıları (network) oluyor ve genelde bu avantajdan yararlanmak isteyenler bu gibi yerleri tercih ediyor. 

Macera dolu Amerika? EVET!

 #  Söz girişimcilikten açılmışken bir şeyi daha merak ediyorum. Şu anda çalıştığınız şirket ilk girişimcilik deneyiminiz mi?

Hayır, daha önce de bu konuda bazı tecrübelerim olmuştu. Kısaca özetleyecek olursam:

  • Lisans dönemimden sonra üç arkadaş bir yazılım şirketi kurduk. Yazdığımız uygulamayı 400 şirket kullanıyordu. Sonra ayrılıp arkadaşlara devrettim.
  • Yüksek lisansın sonlarına doğru Türkiye’de bir şirket açtım. Ebay tarzı bir site kurmak istedim, yatırımcı bulamadım ve nihayete erdiremedim.
  • Son olarak ise Amerika’da kurduğumuz şimdiki şirketimiz.

 #  Amerika’da geçirdiğiniz zamanın size neler kattığını düşünüyorsunuz?

Farklı kültürlerle birlikte olmanın bir zenginlik olduğunu ve bu farklılıkları ayrıcı bir sebep değil de, eğitici ve birleştirici bir sebep olarak görmenin sizi daha ileri götürebileceğini öğrendim. İnsanın dışıyla değil de, kafasının içindekiyle meşgul olmak, farklılıklara rağmen insanlara sempati duymak çok önemli. Bunun yanı sıra dili, dini ya da ırkı her ne olursa olsun insanla insan olduğu için muhabbet etmenin güzel bir şey olduğunu.

Araştırma konusunda ise birlikte çalıştığınız ileri seviyedeki insanlar sizi daha ileri götürebiliyor.

Son olarak, ABD ticari konuda bir hayli ileri pozisyonda olduğundan, insan ister istemez bu alanda faydalı beceriler kazanıyor.

 #  Daha iyi fırsatlara sahip olmaları adına gençlere Amerika’nın yolunu tutmalarını tavsiye eder misiniz?

Almanya’da ikamet ediyorsanız:

İki defa evet!!

Avusturya’da ikamet ediyorsanız:

Üç defa evet! 


Bu da ilginizi çekebilir

Bir doktorun anatomisi

Sabancı Üniversitesi mezunu Serhat Adilak ile Almanya’da yüksek lisans üzerine söyleşi: 

Münih Teknik Üniversitesi


Rutin bir hayatta, kurulu bir düzende gelişim çok zor. İnsan zorlandığı kadar yaratıcı oluyor. Soğuk suya atlamanız lazım, kurulu düzen ile gelişim bence ters orantıda.

Başarılı olabilmenin sırrı

 #  Şüphesiz herkesin başarılı olabilmek adına kendince geliştirdiği bir formülü vardır. Sizinkini öğrenebilir miyiz?

Martin Luther King’in beğendiğim bir sözü var;

Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse Micheangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’ın beste yaptığı veya Shakespeare’ın şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki, gökteki ve yerdeki herkes durup, burada dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş desin.

Bir iş beni ne kadar zorlarsa o kadar haz alırım. Hangi konuyla uğraşırsam uğraşayım, o konuda dünyanın en iyisisi olmaya çabalarım. Bunun için gereken neyse onu yaparım.

yaşanmış başarı hikayeleri

Başarı hikayeleri: Başarının sırrı işinizi severek yapmak.

Yaptığınız işi sevmek önemli, o zaman çalışma olarak görmüyorsunuz.

Son olarak; aile desteği elbette çok önemli ve bu konuda şanslıyım.

 #  Bundan elli yıl önce Avusturya’ya göç etmiş insanların dahi kalplerinin yarısının yine doğduğu topraklarda attığını gözlemlemek mümkün; Türk televizyonu seyreder, Türkçe haber dinler, Türk politikasına ilgi duyar vs. Siz de Amerika’dan doğup büyüdüğünüz ülke Avusturya’yı mı, ebeveynlerinizin doğdukları ülke olan Türkiye’yi mi, yoksa her ikisini de mi takip ediyorsunuz?

Her iki tarafta benim için önemli. Bu nedenle de elimden geldiğince her ikisini de takip etmeye çalışıyorum.

Günlük haberleri genelde Avusturya Devlet Televizyonu ORF’in web sitesinden takip ediyorum. Avusturya adına her şeyi bulabiliyorum, ayrıca Türkiye adına önemli haberlere de ulaşabiliyorum.

 #  Avusturya’da doğup büyüdünüz. Daha sonra Amerika’ya göç ettiniz. Büyük ihtimal ikinci ve üçüncü nesilden birçok genç gibi siz de Türkiye’yi sadece tatillerden tanıyorsunuz. Geçen yıllar içerisinde hiç aklınızdan Türkiye’ye, ebeveynlerinizin doğup büyüdükleri topraklara gidip yerleşme ve akademik kariyerinize burada devam etme fikri geçti mi ya da böyle bir teklif aldınız mı?

Doğrusu Türkiye’den ne kadar uzaklaştıysam, Türkiye’ye o kadar yakınlaştım diyebilirim. Burada elçiliğin neredeyse her iki ayda düzenlediği faaliyetlere katılıyorum, aktif bir ortam var.

Türkiye’den akademisyenlerle de beraber çalışıyorum.

Burada biraz daha kendimi geliştirip daha sonra Türkiye’ye gitmek planlarımın arasında.

 #  Şüphesiz ki son zamanlar Avusturyalı politikacılar arasında bir hayli popüler olan, bir milleti sadece iyi ya da kötü diye nitelendirmek olayı pek mantıklı bir düşünce tarzı sayılmaz. Sizden Avusturyalıları, Türkleri ve Amerikalıları bir iyi bir de olumsuz yönleriyle bir-iki kelimeyle kısaca anlatmanızı istesek, aklınıza ilk gelenler ne olurdu?

 Türkler: 

  •  Olumlu:  Samimi olmamız. Dilimize, dinimize ve devletimize saygı.
  •  Olumsuz:  Bazen fazla duygusal olabiliyoruz ve bu da peşin yargıya yol açabiliyor.

 Avusturyalılar: 

  •  Olumlu:  Organize ve sistematik olmaları, çalışma mantaliteleri.
  •  Olumsuz:  Dar görüşlü. Bu konuyla bağlantısı nedeniyle bir şey eklemek isterim; örneğin entegrasyon konusunda Avusturya sınıfta kaldı. Genç ve bu konuda tecrübesiz bir bakanın entegrasyondan sorumlu olması konuya verilen ehemmiyetin bir delili aslında.

 Amerikalılar: 

  •  Olumlu:  Çalışkan, ufku geniş, dünya vatandaşı. Bir de tanımadıkları insanlara yaklaşma tarzlarını takdir ediyorum. Örneğin yolda yürürken adamın biri yanına gelip ceketin güzelmiş diye iltifat edebiliyor.
  •  Olumsuz:  Business adı altında birçok şeyin mübah görülmesi. 

Son olarak diyorum ki; Amerikalıların ticari becerileriyle Türklerin samimiyeti birleşse, dünya için faydalı bir toplum meydana gelebilir.

 #  Avusturya‘da en çok özlediğiniz şeyler nelerdir?

Ailemi ve dostlarımı çok özledim. Bir de Tirol’un doğasını ve özellikle de dağlarını.

yaşanmış başarı hikayeleri

Avusturya Alpleri, Innsbruck/Tirol. Fotoğraf: Muratcan Gümüş

Avusturyalı Türk gençlere tavsiyeler

 #  Son olarak; Avusturya’daki Türk işçi ailelerin çocuklarına tavsiyeleriniz nelerdir?

Türk olarak kimliğimizi tekrar bulmak zorundayız, Avusturya’da 3. nesil gençlere biçilmek istenen Gastarbeiter çocuğu kimliği bizi temsil etmemekte, etmemeli de! 

Bizler büyük bir medeniyetin torunlarıyız, bu nedenle de büyük projelere imza atmak zorundayız. 

Ayı hedef al, ıskalarsan bile yıldızların arasında olursun (Norman Vincent Peale).

Kendimizi geliştirmek zorundayız ve hayallerimizin peşinden koşmamız lazım, koşmak zorundayız da.

Karanlığa sövmektense, kalkıp ışık yakmak ilkemiz olmalıdır. Daha fazla başarı hikayeleri yazabilmek için şikayetten çok faaliyetimiz olmalı.

Bunları yapmazsak, başkalarının bizim adımıza karar almasını engelleyemeyiz. İstesekte istemesekte Avusturya’nın siyasetinde aktif olarak bulunmamız lazım. Ayrıca nüfusa oranla akademik eğitim alan öğrencilerin sayısı Avusturyalılara nazaran Türk öğrenciler arasında çok daha düşük.


Bu da ilginizi çekebilir

Karşılaştıkları zorluklar ve başarısızlık sebepleri ile: 

Viyana’da Okuyan Türk Öğrenciler


Türkiye’de aklı başında, becerikli insan çok, onlar kendi sorunlarını kendileri çözerler. Biz yaşadığımız yerden sorumluyuz.

 #  Bu güzel hikayenizi dinlerken sizden çok şeyler öğrendik. Bizlere zaman ayırdığınız için teşekkürler. Bundan sonraki akademik ve iş hayatınızda başarılar diliyoruz. Her şey gönlünüzce olsun.


Not: Özgür Güler ile yapmış olduğumuz bu söyleşi 04.03.2017 tarihinde Skype üzerinden gerçekleştirilmiştir. Zaman ayırıp sorularımı özenle cevapladığı için kendisine ayrıyeten teşekkür ederim.

10 Comments

  1. İdris Aydın
  2. Emine öztürk
  3. Murat
  4. Hülya