Bir Avusturyalı Türk işçi ailenin akademisyen ferdi

Söyleşi köşemizde bu seferki konuğumuz Avusturya ile güçlü bağlara sahip olan bir akademisyen, Anadolu Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Mustafa Çakır.

Avusturya ve Türkiye’deki eğitim sistemlerinin karşılaştırması, Türkiye’ye kesin dönüş yapmayı düşünen Avusturyalı Türk ailelerin eğitim konusunda nelere dikkat etmeleri gerektiği ve layık görüldüğü Avusturya Liyakat Nişanı üzerine kendisiyle bir söyleşi yaptık.

Mustafa Çakır

Prof. Dr. Mustafa Çakır, Anadolu Üniversitesi. Söyleşi: Mayıs 2017.

Mustafa Çakır kimdir?

Ebeveynleri 1969 senesinde Vorarlberg eyaletinin Dornbirn şehrine işçi olarak geldi. Kendisi ise Türkiye’deki akrabalarının yanında yaşadı. Lise eğitimini Bolu Endüstri Meslek Lisesi Makinecilik Bölümü’nde tamamladı. Lise yıllarından itibaren, yaz tatillerini Avusturya’da bulunan ailesinin yanında geçirdi. Mühendislik eğitimi almak için Avusturya’ya gelse de, elverişsiz şartlar nedeniyle mümkün olmadı. Türkiye’ye döndü ve Eskişehir’de bulunan Yabancı Dil Yüksekokulu’na kaydını yaptırarak Almanca okumaya başladı. Üniversiteyi bitirdikten sonra asistan olarak kaldı. Yüksek lisansını tamamladıktan sonra, Türkiye devlet bursuyla Viyana Üniversitesi’nde „Kimliğin ve kültürün Almancanın ikinci dil olarak öğrenilmesindeki rolü“ konusunda yazdığı tezle doktora derecesini aldı. Türkiye’ye döndükten sonra Anadolu Üniversitesi Batı Avrupa Bürosu yöneticiliği, Büzüyük Meslek Yüksekokulu ve Turizm ve Otel İşletmeciliği Yüksekokulu Müdürlüğü gibi görevlerde bulundu. Halen Anadolu Üniversitesi’nde Yurt Dışı Türkler Araştırma Merkezi Müdürlüğü görevinin yanı sıra, Eğitim Fakültesi başta olmak üzere üniversitenin değişik birimlerinde genel dil bilim, çeviribilim ve dil öğretimi gibi dersleri veriyor. Avusturya Devleti Büyük Liyakat Nişanı verilen Prof. Dr. Mustafa Çakır, evli ve iki çocuk babasıdır.

 

Prof. Dr. Mustaf Çakır ve Avusturya

 #  İsterseniz ilk olarak Avusturya ile olan bağınıza değinelim.

Babam Avusturya’ya ilk önce 1969 senesinde turist olarak geliyor ve kısa bir süre sonra sınır dışı ediliyor. Ardından bir inşaat şirketinin davetiyesiyle işçi olarak geliyor. Yerleştikten sonra annemi ve bir süre sonra ablamı da yanına alıyor. Ben de bu süre zarfında Türkiye’de akrabalarımın yanında kalıyor, okula gidiyorum.

Avusturya‘ya ilk olarak 70’li yılların ikinci yarısında, lise birden ikinci sınıfa geçtiğim yıl geldim. Hatırlıyorum da, o dönemlerde insanlarımız arasında Almanca bilen yok denecek kadar azdı. Ben de dahil olmak üzere, insanlar dil engelini aşmak için oldukça zorlanıyordu.

Liseyi bitirdikten sonra Makine Mühendisliği okumak için Avusturya’ya gittim. Ailem Vorarlberg eyaletinde yaşadığından, bize en yakın üniversite Innsbruck’ta idi ve benim oraya gitmem gerekiyordu. O zamanki şartlar itibarıyla bir işçi ailesinin hem hayatını devam ettirip hem de üniversitede çocuk okutması zordu. Eğitimimi finanse edebilmek için benim de çalışmam gerekiyordu. Bu nedenle turistik bir işletmenin mutfağında çalışmaya başladım. Bulaşık yıkayarak üniversite okunmayacağını anlayınca, kendime şöyle dedim; Türkiye’ye döneyim, üniversitede iyi bir Almanca eğitimi aldıktan sonra tekrar Avusturya’ya dönüp vatandaşlarımızın sorunlarına yardımcı olayım. Onlara tercümanlık yapayım.

Türkiye’ye dönerek filoloji okumaya başladım. Lisans dönemimde Viyana Üniversitesi’nde yaz okuluna kayıt yaptırıp Almanca ve Avusturya Kültürü tahsil ettim. Bu eğitim akademik kariyerimin dönüm noktası bu oldu. Yine aynı şekilde yüksek lisans tezimi yazarken kaynak taraması için Viyana’ya geldim. O dönemde gördüğüm ilgi ve bilimsel destek nedeniyle doktoramı da Viyana Üniversitesi’nde yapmaya karar verdim. Devletimizden almış olduğum doktora bursu ile de bu hedefimi gerçekleştirebildim.

 

Prof. Dr. Mustaf Çakır’a Avusturya Liyakat Nişanı

 #  Avusturya ile bağlantınız doktora sonrasında da devam ediyor ve hatta Avusturya Devleti Büyük Liyakak Nişanı’na layık görülüyorsunuz. Böyle anlamlı bir ödüle sahip olmak gurur verici olsa gerek. Bu süreçten bahseder misiniz biraz da?

1990 senesinde Viyana Üniversitesi‘nde doktoramı tamamladım. Diploma töreninde dönemin Viyana Üniversitesi rektörü bizlere; „Dünyanın neresine giderseniz gidin, bilimsel olarak sizlerin yanınızdayız“ demişti. Mezuniyetimin 20. senesine girerken, 2009 yılında büyükelçilikten arayarak o zamana kadar yapmış olduğum bilimsel çalışmalarımı istediler.


Bu da ilginizi çekebilir

A’dan Z’ye Rehber: 

Viyana Üniversitesi


O zaman dönemin Turizm ve otel İşletmeciliği Yüksekokulu Müdürü olarak görev yapıyordum. Çalışmalarımı gönderdikten altı ay sonra beni arayarak Avusturya Bilim ve Araştırma Bakanlığı’nın önerisi ve cumhurbaşkanının onayıyla iki ülke arasındaki bilimsel işbirliği çalışmaları ve Avusturya’nın tanıtımına olan katkılarım nedeniyle bu ödüle layık görüldüğümü söylediler.

Mustafa Çakır

Prof. Dr. Mustafa Çakır, Anadolu Üniversitesi.

Cumhurbaşkanını temsilen de o dönemde Ankara’da görev yapan Avusturya‘nın Ankara Büyükelçisi Dr. Heide Maria Gürer Eskişehir’e geldi. Ödül töreni müsabetiyle gerçekleştirilen bir akademik etkinlikten sonra nişanı takdim etti.

Akademik hayatımın bir bölümünde Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Almanca öğretmenliği programından sorumlu kişiydim. Sonra üniversitede yurt içinde ve yurt dışında değişik idari görevlerde bulundum. Bu sürede seçkin Avusturyalı yazarları Türkiye’ye getirerek kültürel ve bilimsel anlamda değişik etkinliklerde bulunduk; üniversiteler arasında ikili işbirliği projeleri gerçekleştirdik. Yaptığımız çok yönlü katkıların bu ödüle layık görülmemdeki payı büyük.

Yurt dışına giden vatandaşlarımızın hayat hikayesi incelendiğinde, her birinin başlı başına ayrı bir başarı hikayesi olduğu görülür. Doktora diplomamı aldığım dönemde babam da ilkokul diplomasını almıştı. Ödül töreninde babama şöyle dedim:

Senin tek bir bavulla yolunu, dilini bilmeden gittiğin ülkenin cumhurbaşkanı şimdi oğluna Büyük Liyakat Nişanı veriyor. Yolumuzu açtığın için teşekkür ederim.


Bu da ilginizi çekebilir

Bir doktorun anatomisi

Özgür Güler’in Avusturya Alplerinin eteklerinden Washington, D.C.’ye uzanan: 

Başarı hikayesi


 

Prof. Dr. Mustaf Çakır ile Avusturyalı Türkler üzerine

 #  O dönemden bu yana Avusturyalı Türkler olarak hangi konularda ilerleme sağlayabildik ve hangi alanlarda henüz açığımız var?

Avusturya Türk toplumunun ciddi şekilde gelişim içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. İlk zamanlarda dil bilen yoktu; şimdi hemen herkes dil biliyor. Diğer taraftan bakınca, toplum liderlerinin gelişiminin henüz istenen düzeyde olmadığı görülüyor. Çok iyi yetişmiş gençler var ve bunların sivil toplum kuruluşlarında Avusturya Türk toplumunun yararına çalışabilmesi için özel bir eğitim almaları, süreçlerde deneyim kazanmaları ve olgunlaşmaları gerektiğini düşünüyorum.

Bu sürece bağlı bir durum ve dolayısıyla da belirli bir usta çırak eğitiminden geçmeden yönetime gelenlerin siyaset, diplomasi vs. gibi alanlardaki deneyimleri yeterli olmadığından, kısa sürede kaybolup gittiklerini görüyorum. Bunlar ya kendi istekleriyle çekiliyor ya da farklı etkenler nedeniyle çekilmek zorunda bırakılıyorlar.

Dünyanın en eski diplomasi okullarından biri Viyana’da (Diplomatische Akademie Wien). Buraya gidip eğitim almak lazım. Yine aynı şekilde yerel siyasete girmek, etkin pozisyonlarda görev üstlenmek gerekiyor. Güçlü olabilmek için ayağınızı yere sağlam basmak ve bilgili olmak zorundasınız. Bu arada, deneyimlilerin deneyimlerinden faydalanmak da çok önemli.

Örneğin işletme okumuş ama kendini Türkiye uzmanı ya da entegrasyon uzmanı olarak tanıtan insanlar var. Bir akademisyen olarak vatandaşlarımızın kendi içinden çıkan sahte uzmanlara dikkat etmesi gerekir diye düşünüyorum. Çünkü bunlar topluma faydadan çok zarar sağlıyorlar.

 

 #  Peki gençlerimizin ne gibi sorunlar yaşadığını düşünüyorsunuz?

Üçüncü kuşağın içinde hâlâ birinci kuşak gibi Almanca konuşanlar var. Yaşadığınız ülkenin dilini bilmek zorundasınız, kendinizi iyi ifade edebildiğiniz sürece karşı taraf sizi daha iyi anlayacak ve size daha da değer verecektir. 15. yüzyılda yaşamış fıkıh alimi Hayâlî Bey’in dediği gibi;

cihân-ârâ cihân îçindedir ârâyı bilmezler 
ol mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler.

Yani, cihanı süsleyen cihanın içindedir: ama kişiler O’nu aramayı bilmezler. Tıpkı denizin içinde olduğu halde, denizden habersiz olan balıklar gibi. Demem o ki yaşadığınız ülkenin size sunduğu imkanların farkında olmak ve bunlardan faydalanmak istemelisiniz.


Bu da ilginizi çekebilir

Bir doktorun anatomisi

Psikolog Zehra Gümüş ile Avusturyalı Türk gençlerin eğitimde dünü, bugünü ve yarını üzerine söyleşi:

Türk Psikolog Viyana


 

Avusturya’dan Türkiye’ye kesin dönüş yapmayı düşünen ailelere eğitim konusunda tavsiyeler

 #  Son zamanlarda Avusturya’dan Türkiye’ye kesin dönüş yapan ailelerin varlığından haberdarız. Okul çağında çocukları olan bu tarz aileler için Avusturya ve Türk eğitim sistemleri arasındaki farklardan bahseder misiniz biraz da?  Bu konuda kendilerini ne gibi zorluklar ya da kolaylıklar bekliyor?

Türk Eğitim Sistemi sonuç odaklı bir sistem ve dolayısıyla da Türkiye’deki öğrenciler yoğun bir sınav süreci yaşıyorlar. Avusturya Eğitim Sistemi ise daha çok sürece dayalı bir sistem.

Türkiye’deki okul sistemi 4+4+4 olarak yeniden yapılandırıldı ve basamaklar arasındaki geçiş sınavlarda alınan sonuçlara bağlı olarak çalışıyor. Mesala ortaokuldan liseye, liseden üniversiteye geçişte bir dizi sınavlara girmeniz ve başarılı olmanız gerekiyor. Bu sınavları geçerek ve okul bitirme başarınıza göre gideceğiniz lise belirleniyor. Lise sonunda girilen iki basamaklı sınav ile de üniversiteye geçiliyor.

Türkiye’de meslek eğitimi konusu çok arzu edilmesine ve bu alanda çok özel projeler oluşturulmasına rağmen Avusturya’ya kıyasla bir hayli gerilerde. Genel eğitime verilen ağırlık, meslek eğitimine verilen ağırlıkla yer değiştirmiş durumda. Genel olarak; %60 meslek, %40 genel eğitimi olmalı derler, Türkiye’de bu durum tersine dönmüş durumda.

Avusturya’da meslek eğitimine daha çok önem veriliyor. Bu anlamda Avusturya Eğitim Sistemini daha olumlu buluyorum.

Yabancı dil eğitiminde de yine Avusturya’da lise mezunu gençlerin Türkiye’deki yaşıtlarına kıyasla daha avantajlı olduklarını düşünüyorum. Gymnasium mezunu bir genç, ana dili olan Almancanın yanı sıra Latince biliyor; İngilizce ve Fransızcayı rahatlıkla konuşabiliyor.

Türkiye’de gençlerimiz sonuç odaklı eğitim aldıklarından, almaları gereken eğitimi tam anlamıyla alamıyorlar. Avusturya’da ise bilimsel düşünceye yönelik yani neden-sonuç ilişkisi kurma üzerine bir eğitim veriliyor. Kısaca; her şeyi öğretmek yerine bilgiye ulaşmayı öğretiyorlar. Türkiye’de ise sınavlarda örneğin Mississippi Nehri’nin uzunluğunu soruyorlar. Bu durumda gençler ezber yapmaya zorlanıyor; hayatın gerçekleri için gerekli bilgiden uzaklaşıyorlar.

Tüm bu saydıklarımızdan yola çıkarak Avusturya’da yaşayan vatandaşlarımızın çocuklarının Türkiye’ye kesin dönüş yaptıktan sonra bir uyum dönemi yaşayabileceklerinden yola çıkabiliriz ama bu bir sorun değil ve bunlar bir dezavantajlı durum oluşturmuyor. Gençler ve aileler kayıt yaptırılan okulların rehber öğretmenlerinden destek alabilirler. Bu konuda kendilerine iki şey önermek isterim:

Avusturya‘da yaşayan vatandaşlar Türkiye’ye kesin dönüş yapmadan önce Eğitim Ateşeliğinden Avusturya’da aldıkları eğitimin Türkiye’de hangi okulun hangi sınıfına denk geldiğine dair bir denklik belgesi alabilirler. Türkiye’de kayıt yaptırırken bu denklik belgesi mutlak işlerini kolaylaştıracaktır. Bu belge olmadığı takdirde bulundukları yerin Milli Eğitim Müdürlüklerinden de denklik belgesi alabilirler. Ama bu süreç bürokratik olarak karmaşık gelebilir.

Geleceğini Türkiye’de görenlere bir diğer tavsiyem de Avusturya’da yaşadıkları süre içinde Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ve uzaktan eğitim verilen Açık Öğretim Ortaokulu ya da Açıköğretim Lisesini Avusturya’da tamamlamaları. Böylece Türk mevzuatına göre ortaokul ya da lise diploması alabilirler. Bu okullardan alınan diplomalar Türkiye’deki okullar ile eşdeğerdedir.

Bunun Batı Avrupa koordinasyonunu Anadolu Üniversitesi yapıyor, Köln Bürosu üzerinden. Sınav organizasyonları diğer Avrupa ülkelerinin yanı sıra Avusturya’da, Viyana’da da gerçekleşiyor. Böylece Almanca yetersizliği nedeniyle Avusturya mevzuatına göre yeterli eğitim alamayanlar Milli Eğitim Bakanlığı’nın Anadolu Üniversitesi üzerinden sunmuş olduğu bu imkanla bu dezavantajlı durumlarını avantaja dönüştürebilirler.

Bu okullara kayıt yaptırmak, vatandaşların yaşadığı ülkelerdeki formal eğitime devam etmelerine de bir engel teşkil etmiyor. Öte yandan bu okullardan diploma alanlar, yurtdışında yaşayan vatandaşlar için yapılan üniversite giriş sınavına da katılabilir; eğitimlerine Türkiye’deki bir üniversitede devam edebilirler.

 

Meslek eğitiminde Avusturya-Türkiye karşılaştırması

 #  Meslek eğitiminden ve bunun Türkiye‘de bir türlü nihayete erdirilemediğinden bahsettiniz. Bazı sanayi devleri çıraklık eğitimini şirket içerisinde uygulamaya çalışsalar da bir türlü ülke geneline yayılamadı. Avusturya ise çıraklı eğitimi (Lehre) ve HTL vb. meslek yüksekokulları vasıtasıyla bu konuda dünyanın en iyileri arasında. Türkiye bu konuda neden bir türlü başarı sağlayamıyor?

Türkiye’de ebeveynler çocuklarına daha henüz kundakta iken „benim çocuğum doktor olacak“ diye ninni söylüyorlar. Kendi ideallerini çocukları üzerinde gerçekleştirmeye çalışıyorlar ve çocukların ayrı bir birey olduklarını hesaba katmadan, onları kendi istekleri ve hevesleri doğrultusunda yetiştirmeye çalışıyorlar. Hal böyle olunca, yeteneğe bağlı eğitim arka planda kalıyor.

Örneğin Almanca Öğretmenliği okuyan ve çok güzel resim yapan bir öğrencim var. Güzel sanatlar eğitimi alsa daha başarılı olabilirdi, belki ama esas sorun ailelerin olaya bakış açısında gizli, öğrencim annesi istedi diye Almanca öğretmenliği okuduğunu anlatırken sıkılıyordu.

Şahsen ben de meslek lisesi çıkışlıyım. Bu okuda okurken çevremdekiler okuduğum meslekle dalga geçer ve üstümüz başımız yağ olduğundan bizi daha aşağı kademede görürlerdi. Meslek eğitimi Türkiye’nin geleceği için son derece önemlidir ve ülkenin her alanda iyi yetişmiş kalifiye elemanlara ihtiyacı vardır. Öte yandan iyi yetişmiş meslek elemanlarının iyi maaşla çalıştırılması ve meslek eğitiminin özendirilmesi gerekir, asgari ücretle çalışan ve ikinci sınıf görülen bir pozisyon elbette cazip gelmiyor.

Bir de Türkiye’de meslek mensuplarına „ara eleman“ yakıştırması yapılıyor. Herkesin birinci sınıf vatandaş olduğu ülkede, kimse çocuğunu „ara eleman“ olarak etiketlemek istemiyor. Avusturya’da bir ürünü bir liraya alıyorsanız, aldığınız ürünü monte etmek için gelen ustaya iki lira veriyorsunuz. Bu uygulama, meslek elemanına ve bilgiye verilen değerin göstergesidir.

Avusturya’daki meslek liseleri HAK, HTL gibi liselerin karşılığı olan meslek liseleri Türkiye’de de mevcut. Ayrıca Polytechnische Schule benzeri, meslek eğitimi verilen kalfalık, çıraklık eğitim merkezleri de var; ama bunlar tam anlamıyla işlevsel değil. Bu bilinç ve talep oluşmadı henüz. Bunun oluşması için de ciddi bir zihinsel dönüşüme ve bunun için de zamana ihtiyaç var.

 

 #  Geçenlerde denk geldiğim bir söyleşide, Viyana Üniversitesi Rektörü Avusturya’da eğitime ayrılan bütçenin daralması nedeniyle üniversitenin bilimsel araştırmalar baz alındığında kan kaybettiğini söylemişti. Örnek olarak ise Türk üniversitelerinin kendilerini solladığından bahsetti. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Doğrusu bu söyleşiden haberdar değilim ama Viyana Üniversitesi World University Ranking listesinde Türkiye’deki üniversitelerin epey bir önünde. Tabii sıralamalar her yıl değişik ölçülere göre yapılıyor.

Türkiye’de Türkiye Cumhuriyeti Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), Yükseköğretim Kurulu (YÖK) araştırmaya ciddi bir ağırlık veriyor ve geçmiş yıllara göre daha fazla bütçe ayırdığı doğru. Dolayısı ile Türkiye’de yapılan bilimsel çalışmalar Avrupa üniversitelerinden çok da geri kalmıyor.

Yine aynı şekilde Türkiye bursları verilmekte; burslu olarak yurt dışına lisans üstü eğitim almak üzere gönderilenler var. Gençlerin yurt dışında aldıkları eğitimi döndüklerinde Türkiye’ye uygulama şansları var ve tüm bunların sonucunda Türk üniversiteleri eskiye nazaran dünya sıralamasında yükselmeye başladılar. Eskiden bu listelerde Türkiye’den bir iki üniversite yer alırken, artık İlk 500 arasında üç beş üniversiteden söz edilmeye başlandı.

Kişisel olarak bu sıralamaların çok fazla büyütülmemesi gerektiğini düşünüyorum. Sonuç olarak bu tarz listelerde İngilizce yapılan araştırmalar değerlendiriliyor. Siz Amerika’ya gidip al bunu şu dergide yayımla puanımı yükselt demeden önce o bilgiyi kendi dilinizde ve kendi ülkenizde, kendi menfaatinize kullanmanız lazım. Almanya bu nedenle 2. Dünya Savaşı‘ndan sonra Almanya oldu, süper güç oldu.

 

 #  Peki Türk üniversiteleri geçmişe kıyasla bir ilerleme kaydetmelerine rağmen ne gibi sorunlarla karşı karşıyalar?

Biraz evvel de bahsettiğimiz üzere bilimsel anlamda Türkiye’de yapılan kimi çalışmalar yurt dışındaki üniversitelerden geri kalır cinsten değil. Türkiye ve gelişmekte olan diğer tüm ülkelerin hepsinin ortak bir sorunu var. Bu durum İbn-i Sina tarafından çok güzel özetlemiş: „Bilgi ve bilim saygı görmediği yerden göç eder“. 

 

 #  Son olarak Avusturyalı Türklere neler söylemek istersiniz?

İnsanlarımız Avusturyada çeşitli dernekler kurarak Türkiye’deki siyasi konularla ilgilenmeye çalışıyorlar. Avusturya’daki Türkler önceliklerini gözden geçirmeli; kendi yerel sorunlarına öncelik vermeli. Türkiye’ye yönelik sıcak ilginin olması güzel görünse de yerel sorunların çözümüne katkı sağlamak yerine, bazen çözümün ötelenmesine de neden olabiliyor.

Velilerin okula giden çocuklarının sorunları ile yakından ilgilenmesi yerinde olur. Ülkede çocuğunun hangi sınıfa gittiğini ve öğretmeninin kim olduğunu bilmeyen bir vatandaşımızın olduğu görülüyor. Bu durum okul-öğrenci-veli üçgeni içinde çok da arzu edilmeyen bir durumdur.

Türkiye kökenlilerin yaşadığı çevreye uyum sağlaması beklenir. Buradan asimile olun sonucuna ulaşılmasını istemiyorum. Uyum sağlamak, bireyin kendi öz değerlerini kaybetmeden, yaşadığı çevrenin sosyal koşullarına göre hareket etmesini gerektirir. Dili öğrenmek, eğitim hakkından yararlanmak, sosyal ortamlara girmek ve burada kendi dünyasını zenginleştirmek. Böylece karşı taraftan kabul görmek. Kabul gördükçe de kendini ifade etme imkanı bulmak. Unutulmamalı ki karşınızdakine saygı gösterdiğiniz kadar saygı göreceksiniz.

Bunun yanı sıra Avusturya’da nitelikli insanlarımızın sivil toplum kuruluşu olarak çatı örgütünde birleşmesi ve bu örgüt aracılığı ile temsil mekanizması eksik. Belirli görüşlere ait değişik çatı örgütleri var. Bunların tek bir çatıda belki konfederasyon şeklinde birleşmesinde ve farklılıkların zenginlik olarak bir araya toplanmasında yarar var; yani her kesimden insanların temsil edildiği, onları gerektiğinde bir araya toplayabilecek, beyin fırtınası yapmalarını sağlayabilecek bir yapının oluşturulması lazım.

Bunun da kesinlikle siyaset üstü bir mekanizma olarak planlanması gerekmekte. Bu tarz bir örgütün çözüm önerileri geliştirmesi, ilgili makamlara sunması, kuru kalabalıkların gösterilerinden çok daha etkili olacaktır.

2 Yorum

  1. Hilmi

Yorum Yap